Uzunca bir öyleyazmak

Sessizlik büyük bir sükunetle devam ediyor, içinde çığlıklar barındırıyordu. Yer yerinden oynamaya başlamıştı.Duvarlar olduğu yerde durmuyordu artık.Üzerime üzerime geliyordu. Fakat asla öldürecek kadar da daralmıyordu. Bi yandan sesimi bastırmaya çalışıyordum. Nafile, yarama tuz basar gibiydim.Basmaktanta vazgeçmiyordum. İnadım inat, dizlerimin üzerine çöktüm ve ellerimle kulaklarımı var gücümle bastırmaya başladım. Tanrıyı çoktan unutmuştum. Kendimden af diliyordum. Avuçlarımda can çekişiyordu.Koklamak istediğim o an, ellerimi yaklaştırdığım da kan kokusu alıyordum. Korkuyordum, gözlerimi kapattım, evet evet aklımı kaçırıyordum. Karanlık burun deliklerimden girip ruhuma tecavüz ediyordu. Gözlerimi tekrar açtığımda çoktan başımı kaldırmış ve duvarda çarmıha gerili olan İsa’yı görüyordum. Anlam veremediğim birşeyler olup biterken sadece susuyordum. Ne zaman yutkunmak istesem, kusuyordum içimdekileri. İsa, suçlu görünüyordu, insanlar onun için toplanıyor ve birbirlerine fısıldamaya başlıyordu. Onları duyamıyordum, her kulak kabartışımda, içimdeki o ses beynimi kemiriyordu. Titremeye başlamıştım. Nikotine olan ihtiyacım gelip çatmıştı. Paketten bir sigara çıkartıp ağzıma almıştım, yakmak için çakmağı çaktığımda, aydınlanmıştım. İsa ölmüştü, duvarda ateşin verdiği aydınlığa inat zifiri karanlık gölgem belirtmişti şimdi de. On saniye kadar duvara baka kaldım, duvara bulanmıştım. Sigaramı ise çoktan yakmıştım. Derin bir iç çektim, sigara içiyordum, çünkü duygularımı bastırıyordu. Sigaramdan başka kimsem yoktu. Sesimi kesiyordum. Ruhumda yamalı yaralar, son bir iplik tutuyor bedenimi hayata sanki kopacak gibi, sanki düşecek gibiyim. Zaman durmuş, ben durmuş, herşey olacağına varıyordu, geriye ne doğacak bir güneş kalıyor, ne de yeryüzüne can verecek bir yağmur damlası düşüyordu. Soğuk ve kurak, üstelik bir gece de çöktü içime.Yıldızlar parlıyor ancak gök kayıyordu ayaklarımın altından. Ne kadar gürlese de üzerine basıyor, bulutlara tırmanıyor, düşüyordum ayaklarımın altından..