Eksik Şiir Kitabı

Özdemir Asaf ”Herkesin bir öyküsü vardır ama herkesin bir şiiri yoktur” der.Peki ya sizin şiiriniz hangisi diye sorduklarında, eksik kalan fakat okudukça bitmeyecek bir şiirle cevap vermeyi düşündünüz mü hiç ?

Hiç tamamlanmamak üzere Eksik Şiir yazılıyor.Birinci cildi çok yakında basımda. Rastgele açtığım sayfalardan birkaç alıntı paylaşacağım sizlerle, hoşçakalın.

Eksik Şiir Sf. 43

Yüzünün sakin hatları daha sık canlanır, gözleri hayat ateşiyle daha uzun süre yanar, ışık, ümit ve kuvvetle parlardı. Küçük şeylere neşelenir ve yine küçük şeylere üzülürdü.
İşte o mutluluk dolu günlerde güzellikler içinden, nazik, yumuşak, hatta tutkulu bakışlar, pek çok umut verici gülücükler, iki ya da üç kaçamak öpücük ve gözünden yaş getirecek kadar coşkulu bir aşktan payına düşeni alıyordu.

Eksik Şiir Sf. 83

İnsanlar onu yoruyordu. Aşk onda kuramsal düşünce için bir istek uyandırmayı başarmıştı. Öte yandan şiirler onu can evinden vurdular. Herkes gibi o da yeniden arınmıştı. O da hayatın kimseyi başarısızlığa uğratmayan, herşeye gülüp geçen, gücün zirvede olduğu, insanın hayatın farkına vardığı, iyilik yapmak, yiğitlik göstermek için umut ve istek dolu olduğu, kalp atışlarının arttığı, nabzın hızlandığı, coşkudan titrediği, hırslı konuşmalar yaptığı, mutluluk gözyaşları döktüğü güzel anına ulaştı. Gönlü ve zihni berraklaştı. Silkinip uyuşukluğunu attı, hareketlilik özlemi depreşti. Ceyhan bu anı Burçak için ne kadar mümkünse o kadar uzatmaya çalıştı. Bu dönemde yaşamla ilgili uzak hedefleri ona gösterdi. Onu geleceğe taşıdı. İkisi de heyecanlandı, ağladı, aklın ve gerçeğin yolunu izlemek için birbirlerine söz verdiler.

Eksik Şiir Sf. 112

Tanrım! Böylesine yüce bir çabada ne harikalar, ne güzel eserler beklenmezdi ki!

Ama sabah geçip giderdi. Bitmek üzere olan günle beraber Burçak’ın tükenmiş enerjisi de biraz dinlenmek için sızlanmaya başlardı. Fırtınalar ve coşkular ölüp giderdi. Kafası hayal dünyasının sihrinden arınır, kanı damarlarında daha yavaş akmaya başlardı. Burçak sakin sakin ve dalgınlıkla arkasını döner, pencere ve gökyüzüne gözleri takılırdı. Çatı katından tüm görkemiyle batmakta olan güneşi hüzünlü hüzünlü seyrederdi. Güneşin batışını böyle kaç kereler seyretmişti!
Ertesi sabah Ceyhan için ise yaşam, yeni heyecanlar ve hayaller yeniden başlardı! Bazen kendisini Napolyonu bile solda sıfır bırakan, yenilmez bir general olarak hayal ederdi. Afrika halkının, Avrupa’yı istilası nedeniyle bir savaş başlatır ya da yeniden Haçlı seferleri düzenler, içindeki şehirleri yakarak, merhamet göstererek, öldürerek, iyilik ve bağışlayıcılıkta bulunarak ulusların kaderini tayin etmek için dövüşür gibiydi. Bazen de bir düşünür ya da büyük bir sanatçı olmayı seçerdi. O zaman herkes ona tapar, alkışlarla ödüllendirilirdi. Büyük bir kalabalık arkasından “Bak, bak Ceyhan geliyor” derdi. Kötü anlarında büyük acılar çeker. Yatakta bir o yana bir bu yana dönüp durur, yüzükoyun yatardı. Bazen de cesareti tamamen kırılırdı. Sonra yataktan kalkar, diz çöker ve hararetli hararetli dua etmeye başlar, onu tehdit eden fırtınayı dindirmesi için Tanrıya yalvarırdı. Geleceğin güvencesini Tanrıya emanet ettikten sonra dünyadaki her şeye karşı sakin ve kayıtsız bir tavır takınırdı. Artık fırtına elinden geleni ardına koymasın!

Heyecanlı günlerin ardından akşam olup güneş karşısındaki bir evin beşinci katının arkasından görkemli bir top gibi batarken, büyülü bir rüyadan ya da acı veren bir endişeden derin bir iç çekişle uyanıyor, ilahi güçlerini işte böyle kullanıyordu. Sonra yine güneşi eksik bakışlar ve hüzünlü bir gülümsemeyle seyrediyor, heyecan dolu didinmeyi huzur içinde bir yana bırakıyordu.

Ceyhan’ın iç dünyasını gören ya da bilen yoktu. Herkes onun pek bir derdi olmadığını düşünüyordu. Sadece yan gelip yatıyor ve hayatın keyfini çıkarıyordu. Ondan da bu beklenirdi zaten. Kafasında tutarlı düşünceleri olup olmadığı merak konusuydu. Onu tanıyan insanlar onun için böyle söylüyorlardı..

Eksik Şiir Sf. 137

Kendisini bu aşka adamıştı. Değip değmeyeceğini düşünmeden Burçak için kendisini ateşe bile atabilirdi. Bunun olması gereken çok doğal bir şey olduğunu düşünüyor hatta belki de hiç düşünmüyordu. Bu konuda herhangi bir varsayımı yoktu. Burçak’a olan duygularını analiz etmek hiç aklına gelmemişti. Bu duygular ona geçmişinden bugüne gelmişti. Benliğinin bir parçası olmuştu. Zorunlu görevi gibi düşündüğünden Burçak için ölüme bile giderdi. Ormanda vahşi bir hayvanın arkasından koşan bir köpek gibi ölümün arkasından koşar, neden bunu Burçak değil de kendisi yapıyor diye düşünmeden ölüme atılırdı.

Ceyhan Burçak’ı kedinin tavan arasını, atın ahırını, köpeğin doğup büyüdüğü kulübesini sevdiği gibi seviyordu. Bu sevgi çerçevesinde bazı kişisel izlenimler geliştirdi.

Eksik Şiir Sf. 149

İki insan arasındaki yakın ilişkinin elbette bir bedeli vardır. İnsanın birbirinin eksiğini görmeksizin ve bunlar için birbirlerini suçlamaksızın, iyi tarafları görerek yaşaması için çok büyük bir yaşam deneyimi, mantık ve içtenlik gerekiyordu.
Burçak, Ceyhan’ın paha biçilemez erdemini biliyordu. Kendisine olan bağlılığı ve tersi olmayacağına, daha doğrusu olmaması gerektiğine inanarak buna alışmıştı. Alışınca da bu erdemin değerini anlamıyor, tadını çıkaramıyordu. Ceyhan herşeye karşı gösterdiği kayıtsızlığı, Burçak’ın kusurlarına karşı gösteremiyordu.